Atatürk'ün Anıları

Atatürk'ün Anıları

"Şimdi bu mübarek milletin karşısında 'adam olmak' bize düşüyor"

Mustafa Kemal Atatürk bir gün, sabanının bir yanında öküz, bir yanında ise merkeple çift sürmeye çalışan bir çiftçiyle karşılaşıyor ve ona neden iki öküzü olmadığını soruyor.

Halil Ağa, Atatürk'ün sorusunu duyup ona döndüğünde kim olduğunu anlayamıyor ve bir anda onunla dertleşmeye başlıyor. Bir önceki sene yeterince ürünü olmadığı için vergi borcu olduğunu, bu yüzden öküzlerinden birini vergi memurlarının aldığını anlatıyor.

Bunun üzerine Atatürk, ona neden muhtara, kaymakama ya da valiye gitmediğini soruyor. Halil Ağa ise "Beyim güldürme beni. Muhtarın, kaymakamın, valinin haberi yok mudur sanki" diyor. Atatürk "O halde İsmet Paşa'ya neden gitmedin?" diyor. Halil Ağa ise Atatürk'ü de tanımamış olmanın verdiği rahatlıkla "Beni onun kapısına koymazlar. Tutalım ki koydular, koskoca İsmet Paşa’mızı göstermezler ya. Tut ki gösterdiler, ona halimi nasıl yanacağım hele..." diyor.

Atatürk sonunda dayanamıyor ve "Mustafa Kemal koca yaz şuracıkta oturup duruyordu. Gitseydin, anlatsaydın halini." diyor. Halil Ağa ise bu kez "Mustafa Kemal Paşa'mızın yüzünü görmek için peygamber gücü gerek... Hem tut ki gördük. Yiyip içmekten, işinden gücünden başını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?" diyor. Bu konuşmanın ardından Atatürk çiftçinin yanından ayrılıyor ve hemen İsmet Paşa'yı arayıp ulaşabildiği tüm bakan ve milletvekillerini toplayıp kendisine akşam yemeğine gelmesini söylüyor.

Yaveri aracılığıyla akşam yemeğine Halil Ağa'yı da davet eden Mustafa Kemal Atatürk, başmisafiri olarak ağırladığı Halil Ağa'ya kendisine söylediklerini aynı şekilde aktarmasını söylüyor. Atatürk ile konuştuğunu anladığı için mahcup olan ağa söylediklerini aynı şekilde aktarmak istemese de Atatürk aralarında geçen konuşmaları tek tek anlatıyor ve o akşam, Halil Ağa'yı uğurladıktan sonra İsmet Paşa, bakan ve milletvekillerinden ivedi bir şekilde bu duruma yol açan kanunların düzeltilmesini, gerekirse yerine yeni bir kanun hazırlanmasını söylüyor ve ekliyor: "Efendimizin halini gördünüz mü beyler? Devlet size böyle davransa, siz ne yaparsınız? Mübarek millet bu... Şimdi bu mübarek milletin karşısında 'adam olmak' bize düşüyor."

Günümüzde hala geçerli olan bir kanunun temelleri işte o gün atılmış oluyor.

İcra iflas kanunu, madde 82/4 şöyledir: "Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri; değilse, sanat ve mesleki için lüzumlu olan alet ve edevat ve kitapları ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları haczedilemez."

"Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim"

Mustafa Kemal Atatürk'ün hepimizin hafızalarında yer eden ve ona uzun yıllar hizmet eden Cemal Granda sayesinde öğrendiğimiz anılarından biri de İngiltere Kralı 8. Edward'ın Dolmabahçe sarayında ağırlandığı akşam yemeğinden. Cemal Granda o gece yaşananları şöyle anlatıyor:

"Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral'a eğilerek 'Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!' dedi. O an bütün sofradakiler Atatürk'ün zekasına hayran oldular."

"Eğer ekmeğe bir kuruş zam yaparsak fakirden 2 kuruş alınmış, zenginden hiçbir şey alınmamış olur"

13 yıl boyunca Atatürk'ün hizmetinde bulunmuş Sofracıbaşı İbrahim Ergüven de onunla yaşadığı bir anıyı şöyle anlatıyor:

"Bir gece yine sofrayı hazırlamıştım. Recep Peker başbakan iken Maliye Bakanlığından birkaç yüksek memurla gelmişlerdi. Recep Bey, ‘Bir sorunumuz var, Paşa Hazretleri. Bütçede açık varmış, ekmeğe bir kuruş zam yapıp açığı bu suretle kapamak istiyorlarmış." dedi. Bunun üzerine Atatürk ‘Ben milletin ekmeğiyle oynamak istemem. Başka bir gelir kaynağı bulunuz’ dedi. Sonra da hemen arkasında duran bana dönerek ‘Hem bakalım, bir de halka soralım. O ne der bu işe?’ dedi.

Ben de ‘Hayır Paşam, doğru olmaz' dedim 'Çünkü bir fakir belki günde 2 ekmek yer, karnını ekmekle doyurur. Zengin ise çörek yer, pasta yer, börek yer. Eğer ekmeğe bir kuruş zam yaparsak fakirden 2 kuruş alınmış, zenginden hiçbir şey alınmamış olur' dedim.

Bunun üzerine Atatürk, sofranın etrafındakilere şöyle dedi: 'Siz halkın dediğini yapınız'"

Önceki KonuOn Teknolojik Gelişme
Sonraki KonuBisiklet Sürme
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış, ilk yorum yapan siz olun...
Yorum Yapın
E-posta hesabınız yayınlanmıyacaktır.
Web site zorunlu değildir.