Selçuklu Devleti

Selçuklu Devleti

Türkiye/Anadolu Selçukluları (1075-1308)

   Selçuklular Oğuzların Kınık Boyu'na mensuptur. Hanedanın kurucusu ve hanedana adını veren Dokak'ın oğlu Selçuk Bey'dir. Dokak Oğuzlar arasında "demir yaylı" lakabı ile anılıyordu. Bu lakap onun Yabgu'dan sonra devlet içinde itibarlı ve yüksek mevki sahibi olduğunu gösteriyordu. Son zamanlarda yapılan araştırmalarla, Dokak ve kendisine bağlı toplulukların Aral Gölü kuzeyindeki yurtlarında Oğuz Yabgu Devleti'ne bağlı olduğu ortaya konmuştur. Babası öldüğü zaman 17-18 yaşlarında olan Selçuk Bey, onun yerine ordu kumandanı olmuştu. Bir süre sonra yabgu ile arası açıldığı için yanında 100 atlı ile ülkesinden ayrıldığı söylenirse de bu doğruluk derecesi zayıf bir iddiadır. Bu ayrılığın yer darlığı ve otlak sıkıntısından olduğu bir gerçektir.

 Tarihte ilk defa Roma imparatorlarından biri, Müslüman bir Türk hükümdarın eline geçiyordu. Zafer Alp Arslan'ın ve Selçuklu Türklerinin olmuştu (1071). Malazgirt zaferi Türk ve dünya tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Anadolu'nun fethi bu zaferden sonra daha da kolaylaşmıştır. Adeta Anadolu kapıları Türklere açılmıştır.

  Anadolu Selçuklu Devleti, Selçuklu Devletleri arasında en uzun ömürlü olan devlettir. Arslan Yabgu'nun torunu Süleymanşah tarafından kurulmuştur. Süleymanşah'ın babası Kutalmış'tır. Kutalmış'ın Süleymanşah'tan başka dört oğlu daha vardı. Süleymanşah 1078 yılında İznik'i kendisine başkent yaptı. 1086 yılında Haleb hakimiyeti için Tutuş ile yaptığı mücadele sırasında öldü. Süleymanşah sefere çıkarken İznik'te yerine vekil olarak Ebu'l-Kasım'ı bırakmıştı. Ebu'l-Kasım Anadolu'daki mevcut birlik ve beraberliği korumak için çok gayret sarf etti. Bizans'a karşı gerçekleştirdiği seferler ile Marmara sahilleri ve boğazlara kadar uzandı. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah 1086'da çıktığı Suriye seferinden İsfahan'a dönerken Kutalmışoğullarının isyanını önlemek ve Anadolu'yu kendi hakimiyetinde tutmak amacıyla, Süleymanşah'ın oğullarını da yanına aldı.

Sultan Melikşah'ın 1092'de ölümüyle birlikte kaçarak Anadolu'ya gelen Süleymanşah oğlu Kılıç Arslan sultan ilan edildi.

   Bu dönemde Anadolu'da siyasi bir birlik yoktu. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde bir kısım beyler müstakil birer devlet gibi hüküm sürüyorlardı. Sivas'ta Danişmendliler, Erzincan'da Mengücek Oğulları, Erzurum'da Saltuklular, İzmir'de Çakan Bey, Efes'te Tanrıbermiş, daha sonra Artukoğulları ve Ahlatşahlar bu devletlerdendi. Ayrıca Bizans'ta fırsattan istifade ederek Türkiye Selçuklularının başkenti İznik'i sıkıştırıyordu.

   I.Kılıç Arslan Anadolu'da siyasi birlik sağlamak amacıyla harekete geçti. Bu amaçla 1096 yılında Malatya'yı kuşattı. Ancak ilk Haçlı kafilesinin Anadolu'ya geçtiğini öğrenince kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. Haçlı kuvvetleri kardeşi Davut tarafından İznik önlerinde imha edildi. Ancak arkadan gelen tecrübeli komutanların idaresindeki asıl Haçlı ordusu İznik üzerine yürüdü. Sultan Kılıç Arslan bunları karşıladıysa da durduramadı. İznik 1097'de Bizans'ın eline geçti.

   Haçlı ordusuna  engel olamayacağını  anlayan  Kılıç Arslan onları yıpratmak için  yol boyunca gerilla savaşı taktiğine başvurdu. Danişmend Gazi ve Kayseri hakimi Hasan'ın da yardımlarıyla Eskişehir önlerinde Haçlılara büyük zayiat verdirildi. Yol boyunca yapılan saldırılar ile Haçlı ordusuna ağır zayiat verildi. Buna rağmen Anadolu'dan geçmeyi başaran Haçlılar Antakya, Urfa ve Kudüs'ü alarak buralarda birer Haçlı kontlukları kurdu. Türklerin haçlılarla mücadelesini fırsat bilen Ermeniler de Çukurova bölgesinde bir krallık kurmayı başardılar.

   Haçlıların Anadolu Selçuklu topraklarından çıkmasından sonra Bizanslılar da harekete geçerek, sahil bölgelerinde kaybettikleri yerleri geri aldı. Haçlı seferi Türkiye Selçuklularına ağır bir darbe vurmuş, başkent İznik kaybedilmişti. Kılıç Arslan daha güvenli olarak gördüğü Konya'yı Türkiye Selçuklu devletinin yeni başkenti yaptı. Daha sonra Anadolu birliğini sağlamak adına 1102 yılında Danişmendlilerin idaresinde olan Malatya'yı aldı. Suriye üzerinde hakimiyet mücadelesi için Suriye Selçukluları hükümdarı Rıdvan, İl Gazi ve Çavlı ile giriştiği savaşı kaybederek Habur ırmağı kıyısında yapılan bu savaşta öldü (1107).

   I.Kılıç Arslan Türk tarihinin en buhranlı zamanlarında iş başına gelmiş bir hükümdardır. En önemli emeli Anadolu'da Türk siyasi birliğini kurmak On beş yıllık saltanatı boyunca hem Haçlılara, hem de Bizans'a karşı büyük mücadeleler vermiş ve Anadolu Türklüğünü yaşatma kudretini göstermiştir. Onun 1107'de ölümünden Şehinşah'ın 1110'da idareyi eline almasına kadar taht 3 yıl boş kalmıştır.

   Kılıç Arslan Musul'u alınca oğlu Şehinşah'ı buraya melik olarak atamıştı. Babasının ölümünden sonra, Musul emir Çavlı tarafından ele geçirilmiş ve Şehinşah da yakalananrak Sultan Mehmed Tapar'a gönderilmişti. Daha sonra Mehmed Tapar tarafından serbest bırakılan Şehinşah, 1110 yılında geldiği Anadolu'da Türkiye Selçuklu tahtına oturdu. Saltanatı çok kısa sürmüş ve 1116 yılında saltanat davası güden küçük kardeşi Mesud ile giriştiği savaşı kaybederek  öldürülmüştür (1117).

   I. İzzeddin Mesud Danişmendlilerin yardımıyla Konya'da tahta çıktı. Danişmendli Emir Gazi, damadı Mesud'u Selçuklu tahtına çıkardıktan sonra adeta Selçukluları nüfuzu altına aldı. 1. Kılıç Arslan'ın ölümünden sonra Danişmendliler kısa sürede devletlerini büyüttüler. Anadolu'da Malatya, Kayseri, Ankara, Çankırı ve Kastamonu bölgelerini ele geçirdiler. Sultan Mesud ancak Danişmend Emir Gazinin oğlu Mehmed'in ölümü üzerine vesayetten kendisini kurtarabilmiş, daha önce kaybettikleri Ankara, Çankırı, Kastamonu ve yöresini Danişmendlilerden geri alarak (1143), Anadolu'da yeniden Selçuklu birliğini kurmak için çalıştı. Musul ve Haleb atabeyi İmadeddin Zengi'nin 1144-1146 yıllarında Urfa Haçlı kontluğunu ortadan kaldırması üzerine, Anadolu'ya gelen il. Haçlı ordusunu 1147 yılında Ceyhan yakınlarında yaptığı savaşta bozguna uğrattı. Sultan Mesud devlet yönetimini ele aldığında Selçuklu Devleti Konya ve çevresine sıkışmış bir durumdaydı. Adil bir hükümdar olup, Hıristiyanların bile haklarını korumuştur. İmar işlerine büyük önem verdi. Konya onun zamanında yeniden imar edildi.

   Sultan il. Kılıç Arslan 1155 yılında tahta çıkar çıkmaz kardeşleriyle taht için mücadelelere başladı. işbirliği yaptı. Bu sırada Selçuklu-Danişmendli kavgalarını fırsat bilerek ayaklanan Ermeni Prensi Stephan'ı cezalandırdı. Bizans İmparatoru Manuel'i Eskişehir yakınlarında  büyük bir yenilgiye uğrattı(l159). Sultan Batı sınırlarını garantiye aldıktan  sonra Anadolu birliğini kurmak için harekete geçti. Önce Danişmendlilerden Darende, Elbistan, Kayseri ve Zamantı bölgesini aldı. (1174). Daha sonra kardeşi Şehinşah'ın elindeki Ankara ve Çankırı'yı da alarak Anadolu'da siyasi birliği sağladı.

   Bizans ile anlaşma yapılmış olmasına rağmen, Selçukluların güçlenmesinden rahatsız olan Bizans İmparatoru Manuel, hem Danişmendli Zünnun'u hem de Şehinşah'ı Selçuklulara karşı kullanmak için planlar yapıyordu. Kılıç Arslan'a karşı planlarında başarıya ulaşamayan İmparator; kesin çözüm elde etmek amacıyla bizzat başında olduğu büyük bir ordu ile yola çıktı. Bu orduda Bizanslıların dışında Sırp, Macar; Frank ve Peçeneklerden oluşan yüz bin kişiyi aşkın asker vardı. Kılıç Arslan barış için bir elçilik heyeti gönderdiyse de, imparator tarafından kabul görmedi. Savaşın kaçınılmaz olduğunu gören Kılıç Arslan ordusunu küçük gruplara ayırarak yol boyunca yaptığı saldırılarla Bizans kuvvetlerini yıprattı. Yolları ve su kaynaklarını kullanılmaz hale getirdi. Perişan bir hale gelen Bizans ordusu, 1176 yılında  Denizli civarında  Hayran  Gölü yakınlarında  dar ve sarp bir geçitte  (Myriokephalon), il. Kılıç Arslan tarafından pusuya düşürülerek tamamen imha edildi. İmparator, Batı Anadolu'daki istihkamları yıktırmak ve ağır tazminat ödemek şartlarını kabul etti. Bu zaferle 1. Haçlı seferinin bıraktığı kötü izler de giderilmiş oldu. Yine zaferden kısa süre sonra Uluborlu, Eskişehir ve Kütahya dolayları da Selçuklularca fethedilerek sınırlar Denizli'ye kadar ulaşmış oldu (1182). Miryakefalon zaferiyle  Anadolu'nun  Türklerin  hakiki vatanı olduğu kesinleşmiş ve Bizans'ın  Malazgirt'ten  sonra bir asır boyunca Anadolu'yu geri alma ümidi de yok olmuştur. Nitekim bundan sonra Bizans bir daha Türklere saldırma cesaretini gösteremedi. il. Kılıç Arslan, Musul Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi'nin ölümünden sonra  Sivas,  Niksar ve Tokat'ı da alarak Danişmendli  beyliğine de son vermiştir   (1178).

   Sultan Kılıç Arslan ömrünün son yıllarında ülkeyi oğulları arasında pay etmişti. Ancak bu hata sonucunda daha sağlığında oğulları arasında taht kavgaları başlamıştı. Bu kargaşa sırasında Alman İmparatoru idaresindeki III. Haçlı ordusu başkent Konya kapılarına dayandı. Kılıç Arslan ve oğlu Melikşah Alman İmparatoru'na elçi göndererek tehlikeyi bertaraf etmek istediler.

   Haçlı ordusunun Anadolu'dan rahatça geçmesi ve kendi paraları ile erzak vs. temin etmeleri üzerine bir anlaşma yapıldıysa da Türkmenlerin yol boyunca Haçlılara saldırıları sonucunda Alman İmparatoru Konya'ya girerek şehri yağma ve tahrip etti. Bundan sonra Kudüs'e gitmek üzere yoluna devam eden ve yol boyunca Türkmenlerin saldırılarından kendini kurtaramayan İmparator, serinlemek amacıyla girdiği Silifke Çayında boğularak öldü (1190). İmparatorun ölümüyle ordusu Kudüs hedefine ulaşamadan dağıldı.

   Sultan Kılıç Arslan 80 yaşına gelmiş ve hastalanmıştı. Oğulları arasında süren taht kavgaları sırasında son olarak veliaht tayin ettiği küçük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev'in yanına sığındı. Gıyaseddin ile birlikte diğer oğlu Melikşah'a karşı savaşmak üzere Aksaray üzerine harekete geçen Kılıç Arslan şehrin kuşatması sırasında vefat etti (1192).

   I. Gıyaseddin Keyhüsrev babasının ölümü üzerine 1192 yılında Selçuklu sultanı olduysa da saltanatı fazla uzun sürmedi. Kardeşi Tokat meliki Süleymanşah büyük bir ordu ile Konya üzerine yürüdü. Kardeşi karşısında tutunamayacağını anlayan Keyhüsrev Konya'yı terk ederek Bizans'a iltica etmek mecburiyetinde kaldı (1196).

   1196 yılında tahta  geçen  Rükneddin Süleymanşah,  saltanatının ilk yıllarında kardeşleriyle saltanat mücadelesine devam etti. Malatya Meliki Kayserşah ile Ankara meliki Mesud hariç diğer kardeşlerini itaat altına aldı. Sırtını Eyyı1bilere dayayan kardeşi Malatya meliki Kayserşah'ı cezalandırmak için üzerine yürüyerek 1201 yılında Malatya'yı ele geçirdi.

   Saltukluların elinde olan Erzurum'u da ele geçirmek için harekete geçen Rükneddin Süleymanşah, 1202 tarihinde şehri ele geçirerek Saltuklu hakimiyetine son verdi. Erzurum'u aldıktan sonra Gürcüler üzerine yürüyen Rükneddin Süleymanşah, Gürcü ordusunun yaptığı ani bir baskınla yenilgiye uğradı (1202). Süleymanşah bu mağlubiyet üzerine Anadolu içlerine kadar çekildi. Bu yenilgiye rağmen Doğu Anadolu'da Selçuklu yayılması devam etti. Türkiye Selçuklularının nüfuzu Mardin ve Diyarbakır'a kadar genişledi. Daha sonra Batıya dönen sultan Ankara'yı ele geçirdi (1204). Anadolu'da istikrarı sağladığına inanan Rükneddin Süleymanşah, intikam almak ve kırılan onurunu kurtarmak amacıyla yeniden Gürcistan üzerine sefere çıkmaya karar verdi. Ancak sefere yolunda Konya-Malatya arasında hastalanarak vefat etti (Temmuz 1204).

   Rükneddin Sülaymanşah'ın vefatı üzerine oğlu Kılıç Arslan tahta çıkarıldıysa  da, saltanatı ancak sekiz ay kadar sürdü. Bizans'ta sürgün  hayatı yaşayan 1. Gıyaseddin  Keyhüsrev 1205   yılında Anadolu'ya gelerek yeğeninin elinden saltanatı aldı. 1. Gıyaseddin Keyhüsrev, Anadolu'da kurulan birliği pekiştirmek için faaliyetlere başladı. Akdeniz kıyısındaki önemli ithalat ve ihracat limanı olan Antalya kuşattı. Ancak kuşatmada Kıbrıs'tan yardım alan Antalya'yı ele geçirmek  mümkün olmadı. 1207 yılında yeniden kuşatılan  Antalya, Rumların  da desteğiyle  ele geçirildi. Şehrin  ele geçirilmesiyle  birlikte  Anadolu'nun  ekonomik  gelişmesinde  bir  canlılık görüldü.

   Ayrıca bu fetihten sonra Selçuklu donanmasının Akdeniz'de önemli bir üssü haline geldi. Antalya meselesini hallettikten sonra  Çukurova  Ermeni  baronluğu  üzerine  yürüdü. Ermeni  Kralı  il.  Leon ile yaptığı mücadeleyi kazanarak kralın oğlunu esir etti (1209). Eyyı1bi sultanı Melik Adil'in Suriye'nin kuzeyi ve Doğu Anadolu'yu  istila etmesini önledi.  1. Gıyaseddin  Keyhüsrev 1211  yılında Bizans ile giriştiği mücadelede Alaşehir civarında yapılan bir savaşta yenilmiş ve savaş alanında bir Frank askeri tarafından şehit edilmiştir. 1. Gıyaseddin Keyhüsrev çok iyi bir eğitim  almış,  saltanatı  boyunca  kültürel  faaliyetler  desteklenerek   geliştirilmiştir.

   I.Gıyaseddin Keyhüsrev'in ölümü üzerine yerine 1211 yılında, I. İzzeddin Keykavus Selçuklu tahtına geçti. Ancak Tokat meliki küçük kardeşi Alaaddin Keykubad, bu durumu kabullenmeyerek harekete geçtiyse de başarılı olamadı. İzzeddin Keykavus babasının iktisadi faaliyetlerine devam ederek Bizans ve Kıbrıs krallığı ile yapılan ticaret anlaşmalarını yeniledi ve bu sayede ticari ilişkileri geliştirdi (1213). Bundan sonra kuzey yolunun ticari emniyetini sağlamak için Sinop'u ele geçirdi (1214). İzzeddin Keykavus Sinop'tan sonra Antalya'nın fethi için uğraştı. Zira bu sırada Antalya halkı Kıbrıs'taki Latinlerin teşviki ile isyan etmiş ve bir gece baskını ile şehri ele geçirmişlerdi. İzzeddin Keykavus 1216 yılında Antalya'yı karadan ve denizden kuşatarak tekrar geri aldı. Ticaret ve hac yollarının güvenliğini sağlamak için Çukurova Ermenileri üzerine yürüyerek itaat altına aldı (1218). Anadolu'da hakimiyetini perçinleyen İzzeddin Keykavus daha sonra Suriye üzerine yönelmişse de, 1218 yılında gerçekleştirdiği Haleb seferi başarısızlıkla sonuçlandı. 1220 yılında Suriye üzerine yeni bir sefere hazırlanırken vefat etti. Cenazesi daha sonra Sivas'a getirilerek burada defnedildi.

   İzzeddin Keykavus'un ölümü üzerine kardeşi Alaeddin Keykubad hükümdar oldu. Onun saltanatı Orta Doğuda Moğol tehlikesinin baş gösterdiği bir zamana tesadüf etmiştir. Alaeddin Keykubad öncelikle içeride ve dışarıda devletin işlerini düzene koymaya çalıştı. Moğol tehlikesine karşı tedbirler almaya başladı. Bu tehlikeye karşı tek başına karşı koyamayacağını düşünerek Harezmşahlar ve Eyyubiler ile dostluk ve ittifak kurmaya çalıştı. Ayrıca muhtemel bir Moğol istilası durumunda Anadolu'daki Konya, Kayseri ve Sivas gibi önemli kale ve şehirleri tamir ve tahkim ederek, sınır boylarındaki kaleleri de  sağlamlaştırdı.

   Alaeddin Keykubad Moğollara karşı bu tedbirleri alırken, bir taraftan da fetih hareketlerine devam etti. Öncelikle Antalya yakınlarındaki Kolonoros kalesi 1223 yılında ele geçirilerek, şehre sultanının adına izafeten Ala.iye adı verildi. Bundan sonra burası sultanın kışlık devlet merkezi oldu. Böylece Akdeniz'de Antalya'dan sonra önemli bir ticaret merkezi ve askeri üs kazanılmış oldu.

   Moğolların Kıpçak ilini istila etmesi ve Kırım sahilindeki Suğdak'ı alması üzerine buradaki halk Anadolu sahillerine göç etmişti. Moğolların buraları yağmalayıp çekilmelerinden sonra Sultan 1226 yılında Kastamonu uc beyi Hüsameddin Çoban'ı bir ordu ile göndererek Suğdak'ı aldı. Sinop, Samsun ve Ünye'ye kadar olan kıyıları Rumlardan temizledi. Anadolu'nun batı sınırlarında Anamur, Silifke ve bölgedeki diğer kaleler teker teker fethedildi (1225). Çukurova Ermeni Baronluğu da itaat altına alındı.

   Moğollardan kaçarak Selçuklu sınırlarına kadar gelmiş olan Celaleddin Harizmşah ile Alaeddin Keykubad arasında iyi bir dostluk başlamıştı. Ancak Harizmşah'ın bir İslam beldesi olan Ahlat'ı kuşatması üzerine siyasi bir gerginlik başladı. Halifelik ve Eyyı1bilerin ikazları da Celaleddin'i ikna etmeye  yetmedi. 1230 yılında Celaleddin Ahlat'ı alarak ağır bir şekilde yağma ve tahrip etti. O bu davranışıyla savaşı kaçınılmaz hale getirdi. Alaeddin Keykubad gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra Celaleddin üzerine sefere çıktı. İki ordu Erzincan'da Yassı Çimen'de karşılaştılar. Selçuklu orduları büyük bir zafer kazandılar (1230). Celaleddin kaçarken yolda bir köylü tarafından öldürüldü (1231).

   Celaleddin'in ölümüyle birlikte Türkiye Selçukluları artık Moğollarla komşu oldular. İleri görüşlü ve ihtiyatlı bir hükümdar olan Alaeddin Keykubad kapısındaki bu büyük tehlikeyi sezmişti. 1232 yılında bizzat kendisi Moğol hükümdarı Ögedey'e elçi gönderip anlaşma teklifinde bulundu. 1236 yılında Moğollardan gelen elçi heyeti ise Selçukluların Moğol tabiiyetine girmesi ve her yıl hediyeler göndermesini istiyordu. Alaeddin Keykubad bütün bu aşırı isteklere rağmen ilişkiyi bozmamaya dikkat ediyordu. Moğol tehlikesine karşı Anadolu'da tedbirler almaya çalışan Alaaddin Keykubad, Eyyubi meliki el-Eşrefin bölgede stratejik önemi olan Ahlat ile yeterince ilgilenmediğini görerek sınır güvenliği için Ahlatı ele geçirdi. Bu durum Moğollara karşı daha önce kurulmuş olan Selçuklu - Eyyubi ittifakının da bozulmasına sebep oldu. Eyyübilerin 1234 yılında Anadolu'yu işgal için gönderdikleri kuvvetler Selçuklular tarafından püskürtüldü.

   Alaeddin Keykubad bu mücadeleler esnasında Harput'u alarak Artukluların Harput kolunu da ortadan kaldırdı (1234). Arkasından Urfa, Harran ve Rakka şehirleri de Selçuklularca ele geçirildi. Bunun üzerine karşı saldırıya geçen Eyyı1bi hükümdarı el-Kamil, Selçuklu kuvvetlerinin geçitleri tutması karşısında Anadolu içlerine giremeyince hırsından bir İslam hükümdarına yakışmayacak derecede Mardin ve havalisini yağma ve tahrip etti. Bizzat Arap İslam kaynakları tarafından tenkit edilen bu davranışı üzerine Alaeddin Keykubad Eyyubiler üzerine bir sefer için ordusunu Kayseri yakınlarındaki Meşhed Ovasında topladı. Bu sırada bir kısım Selçuklu askeri de Diyarbakır'ı kuşatıyordu. Sultan sefer hazırlığı yaparken başta Abbasi Halifesi olmak üzere komşu devletlerden gelen elçiler Moğol tehlikesine karşı anlaşma ve işbirliği teklif ediyordu. Alaeddin Keykubad elçiler şerefine verdiği yemek esnasında, yediği bir kuş etinden zehirlenerek öldü (1237). Onun ölümüyle birlikte Moğollara karşı kurulmak istenen büyük ittifakta gerçekleşemedi.

   Alaeddin Keykubad Anadolu birlik ve bütünlüğü için çok çalışmıştır. Bu amaçla nüfusun büyük çoğunluğu Türklerden oluşan Suriye ve Haleb Selçuklu topraklarına katılmış, ekonomik kalkınma için gerekli çalışmalara hız verilmiştir. Ticaret yollarının güvenliği ve tacirlerin rahatı için yol güzergahlarına bir çok kervansaraylar yaptırmıştır. Tehlikeli geçitlere askerı birlikler koymak suretiyle yol güvenliğini sağlamıştır. Selçuklu sultanlarının ortaya koyduğu ve bir bakıma devlet sigortası anlamı taşıyan, zarara uğrayan tacirin, zararının devlet tarafından ödenmesi prensibini devam ettiren Sultan Alaeddin Keykubad, bu sayede Anadolu üzerinden yapılan uluslar arası ticari faaliyetleri de hızlandırmıştır. Anadolu şehirleri cami, medrese, hastane, tersane, köprü ve kervansaraylarla adeta bezenmiştir. Alaeddin Keykubad'ın 45 yaşında ölümü Selçuklular için telafisi imkansız büyük zararlar meydana getirmiştir.

   Alaeddin Keykubad'ın ölümünden sonra yerine oğlu il. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçti (1237). Tahta çıktığında 16 yaşında olduğu tahmin edilen il. Gıyaseddin Keyhüsrev daha tahta çıkar çıkmaz idareyi emir Sadeddin Köpek'in ellerine bıraktı. Sadeddin Köpek kendisine muhalefet eden başta Haremzşahlı Kayır Han, Şemseddin Altun-Aba ve Kemaleddin Kamyar olmak üzere pek çok değerli ve tecrübeli devlet adamlarını ortadan kaldırmak suretiyle etkisiz hale getirirken bir bakıma devleti de yıkıma doğru sürüklemiştir. Ancak Sadeddin Köpek'in çevirdiği entrikalar kısa sürede ortaya çıkınca bizzat Sultan Gıyaseddin Keyhusrev tarafından öldürülmek  suretiyle  cezalandırılmıştır (1239).

   Sadeddin Köpek'in ölümünden sonra bozulan devlet düzeni yeniden güçlendirilmeye çalışılsa da artık yıkılışa engel olunamamıştır. Önce Sümeysat yakınlarında ortaya çıkan Baba İshak isimli bir Türkmen Şeyhi, devlete başkaldırarak isyan etmiş, devlet bu isyanı güçlükle bastırmıştır (1242). Selçuklu devletinin bu isyanı bastırmada gösterdiği zafiyet Moğolları cesaretlendirmiş ve 1242 sonbaharında Baycu Noyan komutasındaki Moğollar Anadolu'ya girerek Erzurum'u kuşatmışılardır. Şehri ele geçiren Moğollar halkı kılıçtan geçirerek üsleri olan Mugan'a geri döndüler. Selçuklular ve Moğollar 1243 yılında Sivas ile Erzincan arasında Kösedağ'da karşılaştılar. Ancak Selçuklu ordusu büyük bir yenilgiye uğradı. Moğollar Sivas'ı ele geçirip yağmaladılar. Erzincan ve Kayseri'yi işgal edip katliam yaptılar. Selçuklu devleti bu yenilgiden sonra bağlı devletlerini kaybetti. Ermeniler ve Trabzon Rumları Moğol egemenliğini kabul ettiler. Bu yenilgi ülkeyi büyük bir esarete sürükledi. Halkını katledip, yağmaladıkları Anadolu'yu yarım asırdan fazla sömürdüler. Yanlış politikalarıyla devleti yıkımın eşiğine getiren il. Gıyaseddin Keyhüsrev 1246 yılında öldü.

   I.Gıyaseddin Keyhüsrev ölmeden küçük oğlu Alaeddin Keykubad'ı veliaht tayin etmişti. Ancak devlet adamları büyük oğlu il. İzzeddin Keykavus'u sultan ilan ettiler.(1246). Bu dönemde bütün yetkiler vezir Şemseddin İsfahani'nin elinde toplanmıştı. Bir takım karışıklıklardan sonra vezir ülkede huzuru sağlayabildi. Ancak bu kısa sürdü. Bu sırada Moğol tahtına Göyük Han geçmişti. Tahta geçiş töreni münasebetiyle Moğolistan'a giden Kılıç Arslan, ağabeyinin sultanlıktan, İsfahani'nin de vezirlikten azlini gösteren bir yarlık ile döndü. Vezir İsfehani yakalanarak öldürüldü (1249). Bu tarihten itibaren Anadolu Selçuklularında "müşterek sultanlık devri" başladı. 11.İzzeddin Keykavus, Rükneddin Kılıç Arslan (iV.) ve il. Alaeddin Keykubad'ın adı.  Hutbe, ferman ve paralarda artık birlikte zikredilecekti  (1249-1254).

   Bu olaydan sonra Türkiye Selçuklu Devleti'nin de yıkılış süreci başlamıştır. Selçukluları büsbütün sindirmek için, Moğol faaliyet ve zulmü 1243-1308 arasında devam etmiştir.

   Moğolların koydukları ağır vergiler, Selçuklu devlet adamlarının siyasi çıkar uğruna birbirleriyle kavgaları olağan hadiseler haline gelmişti. Anadolu toprakları artık Moğollar için ekilip-biçilir olmuştu. Moğollar ağır vergiler alarak hazinelerini doldururken, Anadolu halkı büsbütün fakirleşiyordu. 1259'da, Kızılırmak hudut olmak üzere devletin ikiye ayrılmasıyla iyice dağılan devlet otoritesi, 1262'de Karamanlı Türkmenlerinin isyan ederek Konya'yı işgali teşebbüsü ile sonuçlandı. Anadolu'daki Moğol işgaline karşı bir başkaldırı olan bu isyana kısa bir süre  sonra Kayseri'de devlet ricalinden Hatıroğlu da destek verdi. Ancak bu girişim başarısızlıkla neticelendi. 1277'de Mısır Memluk Sultanı Baybars'ın, Hatıroğlu'nu desteklemek için Anadolu'ya girip Kayseri'ye kadar gelmesi, Karamanoğlu Mehmet Bey'in 1277'de Konya'da Selçuklu hanedanından olduğunu iddia ettiği Cimri'yi sultan ilan etmesi de Moğol işgalini bitirmeye  yeterli olmadığı gibi çeşitli siyası, ekonomik ve sosyal çalkantılar meydana gelmesine sebep oldu. Türkiye Selçuklu Devleti'nin çöküşü başlayınca, devletin yıkıntıları üzerinde çeşitli Oğuz boyları, Türkmen beyleri ve kumandanlar, Anadolu'nun muhtelif yerlerinde kendi adlarına yerel beylikler kurmaya başladılar.

Önceki KonuHayalet Parçacık Dedektörü
Sonraki KonuBilgisayarlı Tomografi nedir?
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış, ilk yorum yapan siz olun...
Yorum Yapın
E-posta hesabınız yayınlanmıyacaktır.
Web site zorunlu değildir.